Aktif KonularAktif Konular  Forum Üyelerini GösterÜye Listesi  TakvimTakvim  Forumu AraArama  YardımYardım
  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş
Uzaklardan Mektuplar (Kilitli Forum Kilitli Forum)
 GÖRELE SES FORUM // GİRESUN - GÖRELE | GÖRELE | Uzaklardan Mektuplar
Mesaj icon Konu: Tina KILIÇARSLAN - O Köy Benim De Köyüm Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Yazar Mesaj
sabri
Yönetici
Yönetici
Simge

Kayıt Tarihi: 24-Aralık-2007
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 3
Alıntı sabri Cevaplabullet Konu: Tina KILIÇARSLAN - O Köy Benim De Köyüm
    Gönderim Zamanı: 05-Mayıs-2008 Saat 01:48

Bir Karadeniz'li sevdim, Karadeniz'i onunla tanıdım ve çok da sevdim. İsmailbeyli Köyü'nü, bu toprağı, doğasından yarattığı bu güzel adam sayesinde tanımış olsam bile, buraları sevmemde etkisi olan birisi daha var. Sevdiğim adamı doğuran kadın, Hava Anamız... Anadolu toprağı biraz da kadınlarıdır diye düşünüyorum. O kadınlar ki, hayallerini bir çekmeceye kilitlemiş, anahtarını denizin dibine fırlatarak, yalnız aileleri için çalışıp didinerek bir ömür tüketmişlerdir. O kadınlarımızın hayallerine ne oluyor, insan hayal kurmadan yaşayabilir mi? Sanıyorum ki, en büyük hayalleri evlatlarının da birer aile kurması ve yuvalarında mutlu olduğunu görmek oluyor. Böylelikle onlar da gerçekleştirmeye vakit bulamadıkları hayallerini yetişdirdikleri evlatlara emanet etmiş oluyorlar.

 İstanbul’dan Trabzon’a uçarken beni nelerin beklediği hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Üstelik, eşimle birlikte çıktığımız ilk seyahatti bu. Bundan öncesinde çıktığımız 'yolculuklar' zihinsel anlamda derin, aramızdaki bağı pekiştirecek güçte sohbetlerdi. Uçağımız Trabzon havaalanına indiğinde pistin beş metre ötesinde akıp giden denizi görünce, İstanbul Boğazı'nın mavi sularını özlemeyeceğim bir şehir daha diye düşünüp, bir anda oraya ısındım. Burada bir yandan havada uçabilen, canı istediğindeyse suyun yüzeyinde süzülen balıkçıllar kadar özgür ruhlu insanların yaşadığını duyumsadım.

 Uçağın servisiyle Görele’ye varır varmaz, ‘’Karadeniz pidesi’’ sevdiğimi söylediğim için doğru ara sokaklardan birinde konuşlanmış, “Deniz Pide”ye girdik. Üst kata çıktık ve hemen salonun ortasında duran masada neşeyle çay içip, yemek yiyen kız öğrencilere rastladık. Geniş pencereli bu salonun sağ köşesinde duran masaya oturup peynirli yumurtalı pide siparişini beklerken, ikram edilen çayımızı yudumluyorduk.

 Garson pide tabaklarını getirdiğinde, sizlere oldukça tanıdık gelen, ancak benim için bir ilk olanı nasıl analatacağımı bilemiyorum doğrusunu isterseniz. Ağızda eriyen nefis peynir, yumurta ve tereyağlı hamurun lezzeti, İstanbul’daki tüm ‘’Karadeniz pidecilerinin” çalışma izninin ellerinden alınması gerektiğini haykırıyordu. Bu kendine özgü beslenme tarzının yanında ayran içenler vardı ama biz çayı tercih etmiştik.

 İkinci lokmayı ağzıma attıktan sonra, Tahsin eliyle pidenin bir kısmını sandviç gibi dürüp, ''istersen bir de böyle yemeyi dene'' diyerek, bana pizza kültüründen geldiğimi hatırlatıyordu. Doğrusu da buydu! Pideyi yutarken tadının ne kadar çok ‘’Calzone’’ye (İtalyan üsulü peynirli, jambonlu pizza) benzediğini düşünmüştüm. Ama hiçbir Calzone, Görele’de yediğim pideyle aşık atamaz! Yazarken hala ağzım sulanıyor!...

Memleketin harikulade pidesi, kendi kuzinesinde, odun ateşinde pişireceği daha nice leziz yemeği varken, insanımızın hala İtalyan pizzasına, Fransız mutfağına, ya da son zamanlarda moda olan Japon mutfağına (Sushi)lere özenmesine şaşırmamak elde değil.

 Kışları soğuk geçen Karadeniz insanı soğuğa dayanıklılık geliştirmiş. Öyle ki, ‘’ O goley’ diye söylenen bir cümle aslında İstanbul ağzıyla dendiğinde ‘’O kolay’’ diye anlaşılsa bile, bir Karadenizli'nin ağzından çıktığında, insan en zor işinin bile kolay olduğunu hissetmeye başlıyor. Küçük çocuklar sadece bir tişort giyerek, kapı önlerinde kartopu oynayabiliyorlar. Görele'de tanık oldum buna. Oysa ben, ayağımdaki kalın çorapların üzerine geçirdiğim kar botlarına rağmen, donuyorum!... Tahsin, üşüse bile bunu pek fazla önemsemiyor, ona göre soğukla başa çıkmak ‘goley’, hatta mücadele etmek bile bir keyif!... Soğuk, Karadeniz insanının umursamamaya alışarak çözümlediği bir ısı sorunu olmaktan öte geçmiyor. Evin önünde duran odunları kırarken, eve istiflerken zaten ısınmaya başladığından, soğuk da herşey gibi çözümü içinde barındırıyor.

 Şimdi Hava Ana'mızın yakınındayız. Pidecide buluştuğumuz kayınbiraderim Mehmet Ali ile birlikte, evine geldik. Çok heyecanlıyım, çünkü Tahsin'in annesini ilk kez göreceğim. Tahsin, merdivenleri ikişer üçer atlayarak yukarıya doğru tırmanırken ben de ona ayak uydurmaya çalışıyorum. Nihayet kapının önüne geldik, el ele tutuşmuş zili çalıyoruz. Kapı açıldığında karşımıza ufak, tefek, derin bakışlı ve sımsıcak gülüşlü bir kadın çıkıveriyor. Bakışıyoruz ve Hava Ana, ‘’Ne duruyorsunuz orada, bahşiş mi bekliyorsunuz? Boyları da birbirine denkmiş!’’ diyerek duruma hakim olup, hepimizi güldürüyor. Heyecanımızı yatıştırıp, bizleri kucaklıyor. Elini öpüyorum. Ana oğul hasretle kucaklaşıyorlar. Anamızın gözleri başka türlü bakıyor, güleç bakışlı ama yine de ciddiyetini koruyan bir kadının gözleri bunlar. Durmadan beni öpüyor. Üstelik herbir öpüşünde üç öpücük birden konduracak kadar içten, sıcak ve sevgi dolu bir kadın o. Tahsin’in o sımsıcak gönlünü, bakışlarını kimden aldığını daha iyi anlamaya başlıyor gibiyim...

 Pek fazla vakit kaybetmeden, Hava Ana'yı alıp köyün yolunu tutuyoruz. Köy yolu karla kaplı. Jip kaygan virajı dönemeyince Mehmet Ali ve arkadaşı, Tahsin’le birlikte valizlerimizi sırtladıkları gibi rampadan yukarı doğru tırmanmaya başlıyorlar. Bense o burundaki ağaca dayanıp aşağıda akan deniz ve o şahane manzarasıyı seyredip buradaki sukuneti, tüm varlığımda duyumsamak istiyorum. Ömrümde hiç bu kadar temiz ve kalın kar görmedim. Hele hele göz alabildiğine beyaz, karla kaplı ve bu kadar sessiz sakin bir ortamda deniz manzarası seyretme lüksüm hiç olmadı. Bu, ancak İsmailbeyli Köyü'nde yapılabilir.

Bu arada hepsi birden ağız birliği etmişler gibi benim elimde tek bir torba taşımama müsaade etmiyorlar. Misafirim ya! Yükümü çekip, rahat ettirmek onların sorumluluğunda. Bu da kendimi mahcup hissetmeme yol açıyor ama aynı zamanda misafirperverliklerine saygı duyuyorum.

Hava Ana'ysa sevinçle, kaygısızca türkü söyleyerek yokuşu tırmanıyor. Ben anamız yaşlı diye elini tuttuğumu sanırken, bir de bakıyorum ki, Hava Ana bana yokuşta kaymadan, nefes nefese kalmadan yürümeyi öğretiyor. Yetmezmiş gibi gelin-kaynana ilişkilerini hicveden maniler okuyarak kahkahalara boğuyor. “Sen guk guk olmadın mı/ Dallara konmadın mı/ Kör olası kaynana/ Sen gelin olmadın mı?” diye maniler okuyarak, buz gibi kar soğuğunu, neşesiyle ısıtıyor.

 Eve yaklaştıkça sağ tarafımızda oldukça geniş bir mezarlık görülüyor ve orada yatanların hemen hemen hepsinin soyadı Kılıçarslan. Ömrümde böyle büyük bir aile kabristanına ilk kez rastladığımdan ürperiyorum. ‘’Acaba beni beğendiler mi, ilişkimizi hayırlı görüyorlar mı?’’ diye düşünürken bir yandan da, ruhları huzur bulsun diye Fatiha okuyorum içimden.

 Şimdi kapının önündeyiz, içeri adım atabilmek için üç dört basamak çıkmak kalmış. Ancak, merdivenlerin sol köşesindeki çeşmeden akan buz gibi suyu içmeden ve yüzümüzü yıkamadan önce tek bir adım atmıyoruz eşikten içeriye. ‘’Buranın suyu, yüzüme, toprağı ayaklarıma, havası ciğerlerime helal olsun! Helal edin!’’ diyerek içiyorum İsmailbey'li Köyünün suyunu. Oh! Buzz gibi... Şahaneymiş!...

 Evde biraz dinlendikten sonra yeniden çizmelerimizi giyip, Tahsin’le elele tutuşup, kalın kar bulutların üzerinden uçarcasına, tepeye doğru koşuyoruz. O her kar tanesinin altında yeşeren bitkiyi, çakıl taşını tanıdığı için endişelenmeden bana rehberlik ederken, etrafımızdaki köy evlerine bakıyorum. Tahsin, tek tek komşuları anlatıyor. ‘’Taş ev, ata evi’’ diyor. Ata evi...Yani, dedelerinin evinden söz ediyor olmalı diyorum kendime. Sonunda düz bir tepeye varıyoruz. Karşımızda duran yüksek dağın eteklerinde fındık ağaçlarının süslediği bir orman duruyor. Kar bu ağaçların arasında yol yapmış ve sanki hepsini, karşıdan görülebilsin diye örtmemiş. Fındık kabuğu renginde kolyelerle bezenmiş dağ; karşımızda bütün heybetiyle durmakla kalmıyor, aynı zamanda soğuğu ve kar beyazını yansıtıyor.

 Orada birden içimde yükselen o derin sessizliğe kulak veriyorum. ‘’ Dağ’’ diyor iç sesim, ‘’Dağın karşısında durmuyorsun sen, o dağ senin yanına gelmiş, atasını gösteriyor...’’ Düşünüyorum...Suskuya düşmüşüm. İnsan burada gerçekten huzur bulur belki ama benim gibiler hiç değilse havada bir uçak sesi olsa diyerek, gözünü dağa değil, gökyüzüne diker, diye hayıflanırken, dağın en dik tepesinin ardından bir uçak beliriyor. Uçak bile dağın heybetine yenik düşmüş, aşağıdan motor sesi duyulmuyor!..Nasıl gece olduğunu anlamıyorum. Burada heryer öylesine güzel, öylesine bembeyaz ki, bakmaya doyamıyorum. Havasını bol bol ciğerlerime doldurup Istanbul'a taşımak geliyor içimden. Hiç evrenin bizi dinlediğini düşündüğünüz oldu mu? Bu gece bütün ışıklar söndükten sonra perdeyi usulca araladığımda gördüğüm manzara karşısında, gerçekten evrenin bizi duyduğuna inandım. Hemen üzerimde tam beş adet yıldız, adeta gelen yeni yılın harika olacağını müjdelercesine, pırıl pırıl parlıyor. Burada gökyüzü İstanbul'dakinden daha farklı. Ne daha yakın, ne de daha büyük ama sahte ışıklarla örtünmediği için çok daha berrak.

 Şimdi geriye dönüp baktığımdaysa, artık Karadeniz hakkında yazacaklarım hiç bitmeyecekmiş gibi görünüyor. Bir insanı sevmek, onun toprağını tanımak, suyundan içmek, atalarını tanımak, oraların kışını, baharını, yazını yaşamaksa bunların bir kısmını yaptığımı biliyorum. Artık geriye kaç mevsim kaldığını bilemiyorum ama insan dağın ayağına gelmesini bekleyeceğine, isterse dağın eteğine ayaklarıyla gidip, oradan zirveye tırmanabiliyormuş. Buraları sevdim, yeniden geleceğim, diye düşünürken, bir yandan da arkamızdan su döken Hava Anamıza el sallıyorum.

 

Tina Kılıçarslan



Düzenleyen sabri - 05-Mayıs-2008 Saat 01:51
IP
Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums version 8.06
Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide